YETERİNCE İYİ ANNE OLMAK

anne-olmak-1

“Annelik”! Tarifi ne zor değil mi? Sanki sözcüklerle aktarılabilecek değil de ancak insanın ta içinden hissedebileceği büyülü bir duygu. ‘Anne olunca anlarsın!’ lafına burun kıvırıp, gerçekten anne olunca anlamaya başlamak annelik… Bugünü yaşarken yarını düşünüp endişe duymak, yorgunlukla savaşırken daha fazla, daha iyi ne yapabilirim demek. Bir taraftan ben şimdi tamamlandım derken bir taraftan kendinde eksik aramak… Onu izlerken bile kalbini cız ettiren o kocaman sevgiden hem mutlu olmak hem korku duymak. Ve çok daha fazlası…  Bunları 15 yıldır çocuklarla çalışan bir psikolog ve yeni anne olarak yazıyorum. Belki daha sayfalarca yazabilirim ama başka bir kavrama değinmek istiyorum bu yazıda. Hem bana hem sizlere iyi geleceğini düşündüğüm bir kavramdan “Yeterince İyi Anne Olmak”tan.

 

anne-olmak-2

Anneliğin her aşamasında belki de sık sık kendimize hatırlatmamız gereken bir kavram. Mükemmel anne olmak, ideal anne olmak, kusursuz anne olmak değil sadece; “yeterince iyi anne olmak”.  Peki nedir yeterince iyi anne olmak?  Öncelikle psikoloji literatüründe, D. Winnicot’un kuramında önemle altını çizdiği bir kavram olduğunu bilelim. “Çocukların tüm isteklerini değil, ihtiyaçlarını sadece yeteri kadar karşılayan anne yeterince iyi annedir ve bir çocuk için olması gereken de budur” diyor, Winnicot ve şunları söylüyor; “yeterince iyi anne kusursuz olmaya çalışmaz ve çocuğuna karşı yaptığı kusurlarda kendisini affetmeyi bilir. Sevginin bile mükemmel olamayacağını, en azından zaman zaman değişken olabileceğinin farkındadır ve değişen bu insani duygu durumu için kendini suçlamaz. Anne çocuk ilişkisinin hem eşit (yani her iki tarafın da saygıyı, mutlu olmayı, önemsenmeyi hak ettiği) hem de duruma göre eşit olmayacağını (yani çocuğun küçük, annenin ise yetişkin olmasından kaynaklı yani daha güçlü, mantıklı, akıllı olması dolayısıyla bazen kontrolü ele alması gerektiğini) bilir. Yeterince iyi anne ile büyüyen bir çocuğun anne ile olan ilişkisinde; mutluluğu ve tatmini yaşadığı anlar olduğu gibi, üzüntüyü, olumsuz duyguyu, yoksunluğu deneyimlediği anlar olur. Hata yapma esnekliğini, annesinin hatalarını görerek kazanır ve bu hatalar aralarındaki ilişkiye dair hataları da kapsar, sadece yemeği biraz yakmış olmayı değil”.

Winnicot’un bu söylediklerini, güncel hayatımıza entegre ederek bakmaya çalışalım. Ben bu dönem annelik yolculuğumuzdaki hem en büyük avantaj hem de dezavantajın çok fazla bilgiye kolaylıkla ulaşabilir olmamız ve annelik üzerinde sürekli düşünerek, araştırarak, sorular sorup cevaplar aramamız olduğunu düşünüyorum. Çocuklarımıza verdiğimiz önem, onlara verdiğimiz değer, bizi düşünmeye araştırmaya, sorgulamaya sevk ediyor, yaptıklarımız ve yapamadıklarımızı gözden geçiriyoruz sürekli… Kendimizi eleştiriyoruz, bazen gaddarca eleştiriyoruz hatta. Doğru yaklaşımları bilip bazen uygulayamadığımız için suçluyoruz kendimizi. Diğer annelerle karşılaştırıyoruz, eksiklerimizi arıyoruz sık sık. Hatta bazen çocuklarımıza haksızlık etmemek için kendimize haksızlık ediyoruz. Çocuklarımızı hiçbir şeyden mahrum etmemek için kendimizi mahrum ediyoruz. Haydi gelin biraz daha somutlaştıralım.

Çoğumuzun aynı zamanda evden çalışmaya devam ettiği bugünlerde, çocuklarımızla yeterince ilgilenemediğimiz için kötü hissettiğimiz olmuyor mu kendimizi? Online eğitimden sıkıldığı, bazen yeterince dikkatini vermediği için; “ee ben de başında duramıyorum tabii” demiyor muyuz?  Tüm düzeni bozulan, sürekli evde olmaktan sıkılmış çocuklarımız taşkın davranışlarda bulunduğunda ona gerekli sabrı gösteremediğimiz için, bazen yeterince sakin kalamadığımız için, bazen doğru sınırları koyamadığımız için kendimize kızmıyor muyuz? Ve itiraf edelim tüm bu kızgınlıklar, yetersizlik hisleri, sıkışmışlık, belki suçlamalar bizi çoğu zaman daha gergin, daha sabırsız birine dönüştürüp bir kısır döngüye sokmuyor mu ilişkimizi? Ve çocuklarımızın akademik kayıpları, sosyal ihtiyaçları, duygu durumları üzerinde endişelenip dururken kaçımız kendi sıkışmışlığımız, ihtiyaçlarımız, mahrumiyetlerimiz üzerine kafa patlatıyor…

Yukarıda bahsettiğim çatışmaları çözümlemek için nasıl davranmalıyız, neler yapmalıyız kısmına girmeyeceğim bu yazıda. Uzman görüşleri, araştırmalar ve kitapların bize neler söylediği, neler önerdiği, çocuğumuzun gelişimi için uygun yaklaşımları bilmek elbette çok önemli.  Fakat şunu unutmayalım, anne olduğumuzda insani tarafımızı terk etmiyoruz, bizlerin de değişen, inişli çıkışlı duyguları olabiliyor zaman zaman. Bazen canımız sıkkın olduğunda daha kolay öfkelenip fevri tepki gösterebiliyoruz. Evet ne mutlu ki çocuklarımızla sağlıklı ilişki ve iletişim kurabilmenin yollarına bakabilmek için çok fazla kaynak var elimizin altıda. Ancak kabul etmeliyiz ki bilinçli tarafımız bazen ideal yaklaşımı bilse de gerilen duygu durumumuz bunu uygulamaya müsaade etmeyebiliyor. Örneğin bir kitapta yemek yemeyen çocuğumuza nasıl davranmamız gerektiğini okumuş olsak da geçirdiğimiz zor gün, keyfimizin kaçık olması orada yazılanları uygulayacak güç ve sabrı alabiliyor bizden. Dolayısıyla bazen bilsek de ideal olanla çelişen şeyler yapabiliyoruz.

Bilinçli olmak ve daha önemlisi yeterince iyi anne olmak demek sanıyorum, her zaman ideal olan yaklaşımı uygulamak değil, kendi duygularının da farkında olarak verdiği tepkinin nedenlerini, işlevsel ya da işlevsizliğini fark ederek daha sonra üzerinde konuşabilmek, telafi edebilmektir. Kalbimizdeki sevgiye güvenerek, elimizden gelenin en iyisini, yapabildiğimiz kadarıyla yapmaya çalışmaktır. Ve galiba bunu zaman zaman içimizde konuşup duran sese hatırlatmak..

“Ben çocuğumu çok seviyorum, önemsiyorum ve her şeye rağmen elimden gelenin en iyisini yapıyorum.”

“Ben YETERİNCE İYİ BİR ANNEYİM”

Sevgiler,

 

 

Ceren Yüksel Dışpınar

                                                                                                                                              Klinik Psikolog