Günümüzde Teknoloji Kullanımı ve Çocuklar

Teknoloji, dünyamızda ne büyük yer kaplıyor günümüzde değil mi? Hatta yeni dönem ebeveynler arasında gizli bir rekabet, farklı bir gösteri de devam ediyor sanki teknoloji aracılığıyla. “Aaa biz daha hiç tanıştırmadık dijitalle diyenler bir yanda, biz sadece belirli videoları izletiyoruz, o da belgesel ve yabancı dil öğrenimi için diyenler öte yanda, mahcubiyet ve çaresizlikle “Tamam tamam açıyorum, yeter ki sakin kal” diyenler ya da ipin ucunu tamamen çocuğa teslim etmiş olan ebeveynler diğer tarafta.  Sanki neyin doğru neyin yanlış olduğu, neyin önüne geçilebilir neyin geçilemez olduğu, her şey birbirine karışmış gibi. Gelin bildiklerimizi birlikte temize çekip doğrunun üzerinden geçmeye çalışalım.

Çocuklarımıza geçmeden önce kendimizi, kendimizin teknoloji ile ilişkisini değerlendirerek işe başlamak  daha adil olur düşüncesindeyim. Kimi zaman iş yaşantımız sebebiyle, kimi zaman sosyal medya kullanımı ile günde ne kadar süreyi elimizde telefonla geçirdiğimizin acaba farkında mıyız? Acaba kaçımız çocuğumuza “Artık ekranı kapatmanı istiyorum derken, diğer elimizle gelen grup mesajına gözümüzü kaydırıyoruz. Ya da tam birlikte oyun oynarken, instagramdan gelen yoruma bakmaktan alamıyoruz kendimizi. Bu soruların yanıtını dürüstçe verebilmek sanıyorum çok önemli. Çünkü çocuğumuzun teknoloji kullanımı, ekran yerine neyi ve nasıl koyacağını inşaa ederken, bizim teknoloji ve çocuğumuzla olan ilişkimiz onun rehberi olacak.

Çocukların Teknoloji Kullanımının Onlar Üzerindeki Etkileri

  1. İlk  gündeme gelen,  teknolojinin dikkat eksikliği yaratıp yaratmadığı, öğrenme süreçlerini ne boyutta etkilediği. Yapılan araştırmalar teknoloji kullanımının direkt olarak dikkat eksikliği ya da hiperaktivite bozukluğu yaratmasa da, fazla uyaran maruziyeti, ekranın yaydığı mavi ışık vb. etkiler ile akademik performansa olumsuz etkileri olduğunu gösteriyor. Bu etkilerden “Çocuklarda Konsantrasyonu Arttırmanın Yolları” isimli yazımızda bahsetmiştik. Oradan da gözden geçirebilirsiniz.
  2. Teknoloji kullanımı çocukları bir taraftan sosyal izolasyona sürüklerken bir taraftan da sanal bir aidiyet duygusu vererek çocuğu ekrana daha bağımlı hale getirebilmektedir. Çünkü biliyoruz ki tüm çocuklar için bir gruba ait olmak, var olabilmek büyük önem taşır. Özellikle gerçek yaşantıda bunu sağlamakta zorlanan çocukların, online oynanan oyunlar aracılığıyla kendilerine yer edinme çabası içerisinde oldukları bilinmektedir.
  3. Özellikle erkek çocukların oynadıkları saldırgan ve şiddet içerikli oyunlar, çocuklara hissetmek istediği güç algısını sunmakta, oyunda kahraman olarak, savaşçı olarak gerçek yaşantıda hissedemeyeceği sahte bir güç atfetmektedir.
  4. Oyunlar bazen gün içerisindeki incinmeleri, kırılmaları, yetersizlikleri onardığı bir araç haline dönüşmektedir çocuk için. Arkadaşları tarafından dalga geçilen, kötü hisseden çocuk oyunda tüm düşmanları öldürerek bir taraftan içindeki öfkeyi kusmakta öte taraftan da hissettiği olumsuz duyguyla baş etmeye çalışmaktadır.

Ve tüm bu duyguları ve tatmini oyun aracılığıyla sağlamak gerçek hayatta sağlamaktan, gerçek hayattaki çatışmalarla mücadeleden çok daha kolaydır. Ve çocuklar maalesef zamanla gerçek ilişkileri yürütemez,  gerçek ilişkilerden yeterli doyumu sağlayamaz ve gerçek ilişkiyi tercih etmez hale gelerek hem yalnızlaşmakta hem de  daha saldırgan, yıkıcı birine dönüşmektedir. Tam da bu sebeple ekranın çocukta, o çocuğa özel olarak hangi ihtiyacı karşıladığını,  neleri etkilediğini bilmek çok kıymetlidir. Çünkü ancak çocuğun ihtiyacı olan duyguları, ihtiyacı kadar ama daha gerçek ve uygun yollarla yerine koyarak  ekranı elinden alabiliriz. Aksi halde bir anda öfkeyle “Artık  günde sadece yarım saat ekran süren var gerisinde ne yapacağına karar ver” demek gerçekçi  bir çözüme götürmez bizi.

 

 

 

Peki uygun ekran kullanımı için nerden başlayabilir ve neler yapabiliriz?

  1. Elbette pek çok konuda olduğu gibi, burada da sınırları net bir şekilde belirleyerek başlamalıyız. Günde ne kadar süreyle ekran kullanacağına onun da yer aldığı bir aile toplantısı ile belirlemek gereklidir. Burada önemli olan verilen kararın sorumluluğunu ve takibini bir anda tamamen çocuğa bırakmak gerçekçi değildir. Yani verilen kararın uygulanabilirliği belirli bir süre için yetişkin takibi ve desteğiyle olabilir.  
  2. Belirlenen kuralın bizi de içine alması önemlidir. Çocuğumuzun ekranı bırakmasını isterken biz telefonu elimizden hiç bırakmıyorsak, söylemimiz ve verdiğimiz mesaj çok farklı demektir. Bunun için teknolojisiz zaman ve istasyonlar belirlemek çok işe yarar. Örneğin yemek saatleri ailede herkesin telefonunu, ekranını evin bir köşesine bıraktığı ve tamamen teknolojiden uzak geçirilen zaman dilimleri olabilir.
  3. Gün içerisinde 20 dk ‘da olsa çocuklarımızla birebir, mümkün olursa tüm aile vakit geçirebilmek çok kıymetlidir. Çocuklar çoğu zaman gerçekten yerine ne koyacağını bilemediği, alternatif üretemediği için ekranı talep eder. Halbuki emin olun deneyimi arttığında, gerçek ilişkiyle geçirdiği keyifli zamanı tercih edecektir. Kutu ve akıl oyunları sizin ve çocuğunuzun keyifli vakit geçirebilmesi için olağanüstü araçlardır. Seçenekleri değerlendirmekte fayda var.
  4. Çocukların ekran yerine alternatif üretebilmeleri için birlikte can sıkıntısı panoları, listeleri hazırlanabilir. Ekranla vakit geçirmediğinde ve ihtiyaç duyduğunda çocuğumuzu oraya yönlendirerek etkinlik seçmesini istemek çok  işlevseldir.
  5. Zamanlayıcılar her yaş çocuk için mutlak ihtiyaçtır. Çünkü bir uyarıcıyı duymadan, yarım saatin dolduğunu fark edip ekran başından kalkması en azından başlangıç için çok mümkün olmayabilir.
  6. Medya jetonları ya da  hazırlanmış renkli çizelgeler özellikle ufak yaş için çok etkilidir. Çocuğa günlük kullanımı kadar jeton verilir ve kullanım sonrası çocuk jetonu kavanoza atar. Jeton bittiğinde ertesi günü beklemesi gerektiği ve tekrar jeton alacağı söylenebilir.  Aynı şekilde çizelge ya da yazılı sözleşme yapılarak duvara asılabilir.
  7. Çatışmalar genellikle şu şekilde uzuyor; “Süreyi kararlaştırdık, fakat uymuyor. Süren doldu dememe rağmen kapatmıyor, defalarca söylemek zorunda kalıyorum.” Unutmayalım her zaman fazla verilen sözlü uyaran çocuğu duyarsızlaştırır. Süre bitmeden 5 dk. öncesinden sürenin bitmek üzere olduğu hatırlatılır, süre bittiğinde, zamanlayıcı sinyal verdiğinde kapatmanı istiyorum denir. Anlaşmamız bu olduğu için ekranı kapatman gerekiyor. Sen mi kapatmak istersin ben mi diyerek, gerekiyorsa ekran kapatılmalı, müdahale edilmelidir. Bu durum başlangıçta çocuğu öfkelendirse de kısa sürede kuralın ve davranışın oturmasını sağlayacaktır.
  8. Ve elbette sürenin ne kadar olacağı konusu. Net bir süre belirtilmemekle birlikte, okul öncesi dönemde 20- 30 dk. ilkokul döneminde 40 – 60 dk.’lık sürenin,  çocuğun yapısı ve ekranda nelerle vakit geçirdiği ile bağlantılı olarak değişebileceği söylenir. Burada önemli olan belirlenen sürenin kesintisiz değil, olumsuz etkilerden sıyrılmak için  15 – 20 – 30 dk. lık sürelere bölünerek kullanılmasıdır. Ve belki de günümüzde çocuklara yapılan teknolojik istismar da düşünüldüğünde çocuğun ekran kullanımı sırasında ekranı görebileceğimiz ya da duyabileceğimiz şekilde bir düzenek oluşturulması son derece önemlidir.

Günümüz dünyasında ne kendimizi ne çocuklarımızı ekran kullanımından tamamen uzak tutamayacağımızı ve bunun çok da  anlamlı olmayacağının farkındayız. Ama hepimiz için kurulan gerçek ilişkinin sanal olandan daha değerli olduğunu unutmamakta fayda var gibi ne dersiniz ?

Ceren Yüksel DIŞPINAR

Klinik Psikolog