Çocuklarda Öfkeyi Anlamak

  •  1.11.2020
  •  

Çocuklar neden öfkelenir? Öfke kontrol problemi yaşadığı için mi? Ortada çözülmesi gereken büyük bir davranış sorunu mu vardır? İnatçı yapısından mı bağırıp çağırıp, ağlamaya başlar? Ya da sadece anlaşılmaya mı ihtiyacı vardır? 

Bizler uzun yıllar öfkelenmenin, kızgınlık duymanın negatif bir şey olduğu bilinciyle yetiştirildik ve belki içimizde pek çok konuda beslediğimiz öfkeyi bastırmaya çalıştık. Fakat ebeveyn olarak, büyük ölçüde artık farklı bir yerden bakmamız gerektiğini bilen bir nesiliz değil mi? Ve tam da bu konuda başlangıç noktamız, kızgınlık duymanın, öfkenin diğer tüm duygular gibi hissedilmesi doğal ve yaşanılması gereken bir duygu olduğunu kabul etmek olmalı. Ancak bu gerçeği kabul ederken; öfke duymak ve yıkıcı davranışta bulunmak arasındaki farkı ayırt etmek ve buna uygun davranabilmek gerekiyor. Çünkü öfke yaşanılması ve ifade bulması gereken bir duyguyken, yıkıcı davranış (vurmak, itmek, kendisine ve çevreye zarar verici davranışlar) engellenmesi gereken bir davranıştır.

Öfke ve Yıkıcı Davranış arasındaki Farkı Ayırt Edebilmek:

Bunu yapabilmek için önce öfkenin oluşumundan bahsetmekte fayda var belki de. Gün içerisinde hepimiz gibi çocuklar da pek çok durum yaşar, duygu hissederler. Okulda arkadaşının yaptığı resmi yapamamak, sırada önüne geçilmesi, öğretmeninin uyarması, arkadaşıyla tartışması vb. Hepsi küçük küçük birikir ve depolanır çocuğun içinde. Ve bazen ufacık bir tetikleyici ile, bazen ise ortada hiç sebep yokken örneğin “Çantamı ben taşıyacaktım senin almanı istemiyordum” diyerek patlar ve ağlamaya, bağırmaya başlar çocuğunuz. Burada Aletha Solter’in deyimiyle, “Buharını çıkaracak deliğini arayan düdüklü tencere” konumundadır ve içinde birikenin boşalımına ihtiyacı vardır. Bunu bir duygusal ihtiyaç olarak görmek, o anda onu susturmaya, ikna etmeye, bir an önce sakinleştirmeye çalışmak yerine biraz ağlamasına, böylece içinde birikeni dışa atmasına izin vermekte fayda vardır. O anda eğer izin veriyorsa onu sarmalamak ya da sadece “Çok kızdın, üzüldün, biraz ağlamak istiyorsun galiba, tamam ağlayabilirsin ben yanındayım, bekliyorum” demek ve yanında kalabilmek önemlidir. Belki hafifçe dokunmak, elini tutmak. Zaten çoğu zaman bu durumlarda çocukların biraz ağladıktan sonra sakinleştiğini ve rahatladığını, hiçbir şey yokmuş gibi gününe pozitif devam edebildiğini görürsünüz.

Fakat bazı ağlamalar, bağırmalar ve davranışlar ise bize sınırlı ilgili, davranış kontrolü ile ilgili farklı bir mesaj verir. Bu aşamada duygu ve davranış arasındaki farkı fark etmemiz ve çocuğumuza bu konuda öğretici olmamız gerekir. Hepimiz gibi onun da kızgınlık duygusunu her zaman ve herkese karşı hissetmeye hakkı vardır. Arkadaşına, öğretmenine, annesine, babasına herkese kızgınlık hissedebilir çünkü duygu engellenemez. Dolayısyla tepkimiz, “Bana kızamazsın” ya da “İnsan arkadaşına kızar mı, o seni sevdiği için..” gibi çocuk o duyguyu hissederken, kızgınlığını yok sayan ifadelerden kaçınmak olmalıdır. Önemli olan bu hissin doğru ifade şeklini öğretebilmek, yıkıcı davranışlarla açığa çıkmasının önüne geçebilmektir. Yıkıcı davranış olarak adlandırdığımız, vurmak, etrafındaki eşyaları fırlatmak, kendi canını acıtmak, ısırmak, gibi davranışlar yetişkin tarafından sınır çizilerek, çocuğa destek olunmalıdır. Çünkü yıkıcı davranışların aynı zamanda çocuklar için ciddi bir suçluluk duygusu yarattığı da bilinmektedir. Özellikle anne- babaya yöneltilen yıkıcı davranışlar, çocukta ağır suçluluk duygusu yaratır ve biriken bu duygu da maalesef yine öfke doğurur çocukta. Hem kendisine hem de onu durdurmayan, bu eylemleri yapmasına izin veren yetişkine karşı. Ve elbette bir kısır döngü. Bu döngüden korumak için de bu eylemleri durdurmak gerekir.

Peki bu durumda ne yapmalı? Çocuğunuz etrafına ya da kendisine zarar vermeye başladığında,  “Daha fazla izlemek istiyordun, Tv’nu kapatmama çok kızdın biliyorum. Kızabilirsin, bunu bana söyleyebilirsin, sana çok kızgınım diyebilirsin ama vurmana izin veremem. Bana ve kendine vurmana izin veremem”,   “ İstediğin oyuncağı almadığım için bana çok kızdın anlıyorum, kızgın olabilirsin ama etrafa zarar vermene izin vermiyorum” vb. net bir ses tonuyla söylemek ama aynı zamanda devam eden eylemi durdurmak için onu tutmak gerebilir. Yani çocuğunuz sizin dizinize vururken “Ama benim canım çok acıyor, lütfen vurma” demek onu durdurmayacaktır. Bu durumda elini nazikçe tutup “Bana vurmana izin veremem, kızabiliriz ama birbirimize vuramayız” diyerek daha net ama içinde öfke, aşağılama barındırmayan bir sınır çizmek gerekir. Hatta bazen çocuğun davranışları giderek kontrolsüzleşebilir. Böyle bir durumda onun canını acıtmadan, arkasına geçerek sarmalamak ve “Çok kızdın görüyorum, hem de çok evet… Sen sakinleşene kadar buradayım… tamam buradayım… Zarar görmene, canının acımasına izin veremem o yüzden sana yardımcı oluyorum, seni böyle tutuyorum” diyebillirsiniz.

Kimin İçin Mola?

 Ve son dönemde giderek yaygınlaşan mola yöntemi..  Son dönemde mola yönteminin oldukça yanlış anlaşıldığı ve pek çok kriz durumunda duygudan ya da çocuğu anlamaya çalışma çabasında yoksun biçimde “Şimdi odana git ve 5 dk düşün. Sakinleş öyle gel” dendiğini gözlemliyoruz. Maalesef yöntemin bu şekilde uygulanışının, çok da uygun olmadığını belirtmem gerekiyor. Çünkü bu genellikle çocukta korku ya da yalnızlık hissiyle, suçlulukla, kısa sürede yanınıza gelişi ve çoğu zaman anı kurtarmaktan öteye gidemiyor. Bu yöntemin çıkış noktasının aslında çocuklardan çok, gerilen ve az sonra kendini kontrol etmekte zorlanabilecek aileler için bir mola olduğunu hatırlamakta fayda var. Yani bazen çocuğumuzun yaşadığı kriz bizi öyle bir duruma sokar ki, o ortamda biraz daha kalırsak çocuğumuza dehşetle bağırabilir, onu korkutabilir kötü hissettirebiliriz. Bu durumu ön görerek, “Sana bağırmak, yanlış bir şey yapmak istemiyorum. 5 dk sakinleşmeye ihtiyacım var diyerek, sizin ortamdan uzaklaşmanız ve rolü diğer ebeveynle paylaşmanızdır anlamlı olan. Ya da bazı ortamlarda çocuğun sakinleşmek için daha dingin, sessiz, uyaranın az olduğu bir ortama ihtiyacı olduğunu hissedebilirsiniz. Böyle durumlarda da “Odana git” demek yerine “Sakinleşme köşene gitmek ister misin?, Seninle gelmemi ister misin?” diyerek onu yönlendirmek ve ona eşlik etmek gereklidir.

Unutmayalım, çocuğu kontrol edemediği duygular yaşarken yalnız bırakmak yerine,  her duygusunda, her tepkisine rağmen yanında kalabileceğimiz, onu kapsayabileceğimiz ve tüm duygularını kucaklayabileceğimiz mesajını vermek, ebeveyn olarak çocuklarımıza vereceğimiz en güzel hediyedir.

Ceren Dışpınar
Klinik Psikolog